TOP

Bir Şarkı, İki Dünya: Unutulmaz Düetler

İki iyi ses bir araya geldiğinde ortaya her zaman iyi bir düet çıkmaz. Bazen söyledikleri şarkı geçip gider. Bazen ise iki ayrı dünya buluşur; sesler bazen birbirini tamamlar, bazen meydan okur ve hikaye büyür. Şarkı ikisinden de daha büyük bir şeye dönüşür. Bu playlist tam da o anların peşinde: kimi aşkın, kimi dostluğun, kimi kavganın, kimi de yalnızca müzikal kimyanın ürünü 18 karşılaşma huzurlarınızda! Samba’dan chanson’a, soul’dan rock’a, fado’dan hip-hop’a uzanan bu seçkide ortak bir soru var: İki ses aynı duyguyla yükseldiğinde, neden dünya biraz daha güzel bir yer haline geliyor?

1 / SERGE GAINGSBOURG VE JANE BIRKIN. 2 / VINÍCIUS DE MORAES, MARIA CREUZA VE GİTARİST TOQUINHO’NUN KONSER KAYDI ALBÜMÜ (1970).

JE T’AIME… MOI NON PLUS
SERGE GAINSBOURG & JANE BIRKIN

Pop tarihinin en fazla skandal yaratan düetlerinden biri. Serge Gainsbourg ve Jane Birkin bu şarkıyı 1968’in sonunda Londra’da kaydettiler; o sırada sevgiliydiler ve Birkin’in derin nefesleriyle Gainsbourg’un neredeyse konuşur gibi söylediği sözler, şarkıyı romantik bir düetten çok mikrofon başında yaşanan mahrem bir ana dönüştürdü. Parçanın ilk versiyonu, aslında Gainsbourg’un önceki sevgilisi Brigitte Bardot ile çekilmişti; ancak tüm dünyada Jane Birkin ile kaydedilen bu versiyonu meşhur oldu.  Şarkı sözlerindeki cinsel imalar öylesine açık saçıktı ki BBC tarafından yasaklandı. Vatikan da parçanın yasaklanmasını istedi; hatta İtalya’da dağıtımına karşı hukuki işlem bile yapıldı. İşin ironik tarafı, skandal şarkının en iyi reklam kampanyası oldu: Je t’aime… moi non plus yasaklandıkça büyüdü ve iki sevgilinin özel anını pop tarihinin en güzel düetlerinden birine çevirdi.

SAMBA EM PRELÚDIO
VINÍCIUS DE MORAES, MARIA CREUZA

Brezilyalıların düetlerinde başka bir sihir var. Bossa nova’nın kurucularından Vinícius de Moraes bestesi Samba em Prelúdio, Vinícius’un Maria Creuza ile söylediği ve Toquinho’nun gitarıyla eşlik ettiği 1970 tarihli La Fusa konser kaydıyla unutulmazlaştı. Şarkının asıl güzelliği ise iki sesin sanki heyecanlı bir diyelog içindeymiş gibi konuşmasında: melankoli var ama buhran yok, romantizm var ama yapış yapış değil. Maria Creuza’nın sıcacık vokali, Toquinho’nun usta gitarı ve Moraes’in kendine özgü sesi birleşince sonuç: aşk, özlem ve saudade’nin en zarif hallerinden biri.

1/ PJ HARVEY İLE NICK CAVE’İN HENRY LEE KLİBİNDEN. 2/ ALBANA VE ROMINA POWER’IN FELICITÀ ALBÜM KAPAĞI (1982).

Henry Lee
PJ HARVEY &
NICK CAVE

Nick Cave ve PJ Harvey’nin Henry Lee‘si, aşk şarkısı kılığına girmiş bir cinayet baladı. 1996 tarihli Murder Ballads albümünde yer alan parça, geleneksel Young Hunting baladının bir varyasyonu; Cave ile Harvey ise birbirlerine aşık oldukları kısa ama yoğun bir dönemde bu karanlık hikayeyi birlikte seslendirdi. Sözlerde ihanete uğrayan kadın, sevgilisini öldürerek intikamını alıyor; dolayısıyla burada romantik kimya kadar tehdit de var. Üstelik ikilinin videodaki bakışları ve fiziksel yakınlığı o kadar gerçek ki, şarkının gerçek hayattaki ilişkileriyle kurduğu paralellik neredeyse rahatsız edici bir elektrik yaratıyor.

Felicità
AL BANO & ROMINA POWER

“Mutluluk” üzerine bir şarkı yapıp onu bütün Avrupa’ya ezberletmek şimdi kulağa imkansız geliyor; oysa Felicità 1982’de tam da bunu yaptı. Al Bano ile Romina Power’ın Sanremo’da ikincilik kazanan şarkısı, el ele yürümekten birlikte şarkı söylemeye, bir telefon beklemekten gece sahilde oturmaya kadar mutluluğu küçük gündelik anlar üzerinden tarif ediyordu. Şarkının sırrı belki de burada: Büyük aşk vaadleri yerine, mutluluğun mütevazzilikte gizli olduğunu söylüyor. İkilinin sahnedeki evli çift kimliği de bu naif pop masalını daha inandırıcı kılmıştı.

KORELİ POP İKONU ROSÉ İLE MICHAEL JACKSON’IN TAHTINA ADAY POP FENOMENİ BRUNO MARS’IN APT. KLİBİNDEN. FOTO: JOHN V. ESPARZA / ATLANTIC RECORDS

APT.
ROSÉ & BRUNO MARS

Bir Kore oyunundan küresel bir pop hit’i çıkarmak, ancak 2024’te mümkün olabilecek kadar tuhaf bir durum. ROSÉ, stüdyoda kayıt esnasında arkadaşlarına Kore’de oynadığı Apartment Game‘i öğretirken söylediği “apateu” (apartman) tezahüratını şarkının nakaratına dönüştürdü; Bruno Mars da oyuna dahil olunca iş pop-punk, K-pop ve funk arasında gidip gelen bir düete ilham verdi. (Merak edenler için: Bu Kore oyununda herkes ellerini üst üste koyarak bir kule oluşturuyor. Oyunun lideri bir sayı söylüyor. Herkes sırayla elini en alttan çekip en üste koyarak katları saymaya başlıyor. Liderin söylediği sayıya denk gelen kişi oyunu kaybediyor ve genellikle bir ceza içkisi içiyor).

LOUIS ARMSTRONG İLE BILLIE HOLIDAY’İ BİR ARAYA GETİREN (VE HOLIDAY’İN TEK UZUN METRAJLI FİLMİ NEW ORLEANS’DAN (1947) BİR SAHNE.

You Can’t Lose a Broken Heart
LOUIS ARMSTRONG & BILLIE HOLIDAY

“Zaten kırılmış bir kalbi kaybedemezsin.” Şarkının başlığı, bütün hikayeyi tek cümlede özetleyen o hafif alaycı fikri ele veriyor. 1949 tarihli bu düette Louis Armstrong’un çatallı, sıcak ve muzip sesi; aynı zamanda kendisinin bir hayranı olan Billie Holiday’in daha kırılgan, içe dönük tarzıyla buluşuyor. Ortaya da iki eski dostun aşk konusunda birbirine verdiği nasihatleri andıran bir düet çıkıyor.

1 / TAMINO VE ANGÈLE, SUNFLOWER‘IN KLİBİNDE. 2 / JOAN BAEZ VE BOB DYLAN, 1963 YILINDA AYNI SAHNEDE. FOTO: JIM MARSHALL / HERITAGE AUCTIONS

Sunflower
TAMINO & ANGÈLE

Tamino’nun karanlık, gizemli ve yer yer Doğu Akdeniz’e uzanan folk dünyasıyla Angèle’nin daha hafif ve modern evreninin buluşması. Belçikalı iki sanatçı neredeyse aynı dönemde yükselmiş olsa da müzikal dünyaları epey farklı. Tamino, Sahar albümünde klasik gitarın yanına ud ekleyerek daha içe dönük ve zamansız bir ses ararken, Angèle pop zekâsı ve kendine özgü vokal tavrıyla şarkıya başka bir ışık getiriyor. Karşılıksız aşkı, güneşe dönen ama bir türlü açamayan bir ayçiçeği metaforuyla anlatan; romantik ama aşırıya kaçmayan, hüzünlü ama zarif bir düet.

IT AIN’T ME, BABE
BOB DYLAN & JOAN BAEZ

Bu düetin hikayesi şarkıdan daha derin: Bob Dylan ve Joan Baez, 1960’ların başında yalnızca sevgili değil, Amerikan folk ve protest müziğinin “kral ve kraliçesi” olarak anılıyordu. Baez, Dylan’ın kariyerinin ilk yıllarında, şarkılarını kendi konserlerinde söyleyerek onu daha geniş bir dinleyiciyle buluşturmuştu. İkili 1963 ve 1964 boyunca çeşitli konser ve festivallerde tekrar tekrar aynı sahneyi paylaştı. Dylan’ın keskin, politik sözleri ve Baez’in berrak sesi, sivil haklar hareketinin ve dönemin savaş karşıtı atmosferinin müzikal dili haline gelmişti. 1963’te Newport Folk Festival’de birlikte With God on Our Sid’ı söylediler; aynı yıl 250 bin kişinin katıldığı March on Washington’da ise We Shall Overcome’ı birlikte seslendirdiler. It Ain’t Me, Babe’in 1964 Philharmonic Hall kaydında yan yana geldiklerinde ise şarkının “Aradığın kişi ben değilim” diyen sözleri, o sırada romantik ilişkileri de sona doğru giderken, ister istemez başka bir anlam daha kazanıyordu. 1975’te Rolling Thunder Revue’de yıllar sonra yeniden buluştuklarında It Ain’t Me, Babe’i bir kez daha birlikte söylediler.

1 / JOHN TRAVOLTA & OLIVIA NEWTON-JOHN. 2 / MICHAEL JACKSON VE PAUL MCCARTNEY.

You’re the One That I Want
JOHN TRAVOLTA & OLIVIA NEWTON-JOHN

Grease müzikalinin finalinde Danny ve Sandy’nin söylediği bu şarkı, film müzikleri tarihinin en kusursuz anlarından biri. 1978’de yayımlandığında Travolta ile Newton-John’un sesleri, şarkının romantik gerilimini neredeyse bedenlerinden daha iyi anlatıyordu. John Travolta’nın daha konuşkan, kırçıllı sesi ile Olivia Newton-John’un temiz ve tiz perdeden vokalini, adeta bir tür pazarlık halindeykenj dinliyoruz. İşin güzel tarafı ise filmin en ikonik anlarından biri olan bu şarkının, Grease‘in orijinal sahne müzikalinde olmaması. Şarkı, besteci John Farrar tarafından film için sonradan yazıldı; öyle ki bugün filmin ayrılmaz bir parçası gibi duran bu sahne, aslında sonradan eklenmiş bir fikirdi. Üstelik You’re the One That I Want, filmden bağımsız bir pop single’ı olarak da olağanüstü başarı kazandı ve İngiltere listelerinde dokuz hafta boyunca 1 numarada kaldı.

Say Say Say
PAUL MCCARTNEY & MICHAEL JACKSON

Bu düet, müzik tarihinin en garip ve parlak arkadaşlıklarından birinin ürünü. Paul McCartney ile Michael Jackson önce The Girl Is Mine için buluştu, ardından Say Say Say‘i kaydetti. 1983’te yayımlanan şarkının sözlerinin büyük kısmı Michael Jackson tarafından bir gecede yazıldı; perküsyon, synthesizer ve gitar gibi bazı enstrümanlar ise McCartney tarafından çalındı. Şarkının hafif, neredeyse oyuncu pop yapısının arkasında ise ilginç bir ayrıntı var: McCartney bir akşam Jackson’a asıl paranın müzik yayıncılığından kazanıldığı anlattı ve Jackson da vakit kaybetmeden, sonradan Sony ile birleşecek olan ATV Music Publishing’in kataloğunu satın alarak Beatles şarkılarının haklarını elde etti.

1 / DIANA ROSS VE LIONEL RICHIE’NİN, ENDLESS LOVE ALBÜM KAPAĞI. 2 / PETER GABRIEL VE KATE BUSH.

Endless Love
LIONEL RICHIE & DIANA ROSS

80’lerin pop müziğinin bir özelliği vardı: Duyguyu biraz büyütmekten, romantizmi aşırı ciddiye almaktan ve iki büyük yıldızı aynı şarkıya koymaktan hiç utanmıyordu. Endless Love bunun neredeyse kusursuz örneği. Lionel Richie ve Diana Ross’un 1981 tarihli aynı adlı film için söylediği bu şarkı, bugün kulağa bir beden “bol” gelebilir; ama o zamanlar tam bir pop olayıydı. Üstelik bu kadar görkemli bir hitin ortaya çıkışı şaşırtıcı derecede alelade: Richie önce film teması olarak enstrümantal bir parça yazdı, sonra sözleri ekledi. Diana Ross’un vokal için de gece 3’te, Lake Tahoe’daki konserinden çıkar çıkmaz stüdyoya girmesi gerekti. Birkaç saat içinde kayıt tamamlandı. Sonrası malum: Endless Love dokuz hafta boyunca Billboard Hot 100’ün zirvesinde kaldı. Bugün kulağa biraz fazla romantik gelebilir; ama 80’ler bu şarkıyı tam da olması gerektiği gibi, “büyük” ve hiç utanmadan sevdi.

DON’T GIVE UP
PETER GABRIEL & KATE BUSH

Peter Gabriel, Genesis’ten çıkıp deneysel rock’ı pop ve dünya müziğiyle buluşturan; Kate Bush ise daha 19 yaşında Wuthering Heights ile İngiltere’de 1 numaraya çıkıp kendi kurallarını koymaya başlayan iki sıra dışı İngiliz sanatçı. 1986’da So albümünde buluştuklarında ortaya çıkan Don’t Give Up, işsizlik, yalnızlık ve yenilgiyle boğuşan bir adamın, karşısındaki ses tarafından adeta ayağa kaldırıldığı bir düet. Gabriel şarkıyı Dorothea Lange’in Büyük Buhran fotoğraflarından ve Thatcher döneminin ekonomik sıkıntılarından esinlenerek yazmıştı; kadın vokal için aklındaki ilk isim ise Kate Bush değil, Dolly Parton’dı. Şarkıyı Amerikan kökenli country/roots tarzından ilham alarak yazdığı için Parton’ın sıcak sesinin harika olacağına inanıyordu. Ancak Parton teklifi reddedince, Gabriel şarkıyı yakın arkadaşı Kate Bush’a götürdü ve sonuç belki de şarkının kaderini değiştirdi: Gabriel’in ağır, yorgun sesi ne kadar dibe çekiliyorsa, Bush’un sesi de o kadar yukarı kaldırıyor. “Don’t Give Up” (Pes Etme) nakaratı ise boş bir tavsiyeden çok, güç veren bir el gibi imdada yetişiyor.

1 / BRIGITTE BARDOT VE SERGE GAINGSBOURG’UN 1968 TARİHLİ BONNIE AND CLYDE ALBÜMÜ. 2 / SHAKIRA İLE ALEJANDRO SANZ, LA TORTURA’NIN KLİBİNDE.

BONNIE AND CLYDE
BRIGITTE BARDOT & SERGE GAINSBOURG

Gainsbourg’un kadınlarla kurduğu müzikal kimya başlı başına bir alt tür. Bonnie and Clyde‘da Brigitte Bardot ile birlikte, Amerikan suç tarihinin en meşhur çiftini romantik bir pop tablosuna dönüştürüyor; şarkının sözleri Bonnie Parker’ın ölümünden kısa süre önce yazdığı The Trail’s End şiirinden esinleniyor. Üstelik bu kayıt, Gainsbourg’un Bardot için yazdığı Je t’aime… moi non plus ile aynı dönemde, neredeyse aynı gecede ortaya çıkmıştı. Bardot’nun oyuncu karizması ile Gainsbourg’un kuru, provokatif anlatımı birleşince ortaya bir düetten çok, iki suç ortağının ses kaydı çıkıyor.

La Tortura
SHAKIRA & ALEJANDRO SANZ

“La Tortura”nın gücü biraz da düetin klasik romantik formülü tersine çevirmesinden geliyor. Alejandro Sanz geri dönmek ve affedilmek isteyen eski sevgiliyi oynarken, Shakira ona kapıyı hemen açmayan kadın rolünü üstleniyor; şarkının sözleri ihanet sonrası yaşanan duygusal işkenceyi anlatıyor. Reggaeton, pop ve dancehall arasında dolaşan altyapı ise bu ilişki kavgasını bir dans parçasına dönüştürüyor. Sonuçta biri özür dilerken, diğeri pek ikna olmuş görünmüyor —Latin pop tarihinin en iyi “eski sevgilim geri döndü ama biraz geç kaldı” şarkılarından biri.

1 / GAL COSTA, MARIA BETHÂNIA vE CAETANO VELOSO, 1975 | FOTO: ANTONIO GUERREIRO / ACERVO JB 2 / EDUARDO MATEO & FERNANDO CABRERA TURNEDE.

Sonho Meu
MARIA BETHÂNIA & GAL COSTA

Brezilya düetlerinin büyüsüne bir başka örnek daha! Caetano Veloso’nun kız kardeşi ve Brezilya’nın en güçlü dramatik seslerinden biri olan Maria Bethânia ile Tropicália hareketinin rock, psychedelia ve Brezilya geleneklerini birbirine karıştıran öncü sesi Gal Costa, 1978’de Sonho Meu‘da buluştuğunda, iki ayrı müzikal dünya aynı şarkıya sığmış oldu. Dona Ivone Lara ile Délcio Carvalho’nun bestelediği bu güzel samba, Bethânia’nın Álibi albümünde yer aldı ve büyük ilgi gördü. “Vai buscar quem mora longe” (Uzakta yaşayanı bulup getir) sözleri, Brezilya’nın askeri diktatörlükten çıkış ve af döneminde sürgündekilerin eve dönüşüyle özdeşleşerek politik bir anlam da kazandı. Üstelik Álibi sayesinde Bethânia, albümü bir milyon satan ilk Brezilyalı kadın sanatçı oldu.

Por Ejemplo
EDUARDO MATEO & FERNANDO CABRERA

Uruguay müziğinin iki kuşağı bir araya getiren en güzel müzikal anlarından biri. Eduardo Mateo ile kendisinden 20 yıl genç Fernando Cabrera, 1987’nin ilk aylarında birkaç ay boyunca Montevideo’da önce Teatro La Candela’da, ardından Teatro del Notariado’da birlikte sahne aldılar. Por Ejemplo, Cabrera’nın geçmişte kalmış bir aşkını, tatil beldesi Marindia’daki güneş, radyolu akşamlar, kum, su ve eski yüzler gibi küçük hatıraların içinden aradığı bir şarkı. 11 Nisan 1987’de Teatro del Notariado’da kaydedilen Mateo & Cabrera albümünde yer alan bu versiyonda, Cabrera’nın gitarına Mateo’nun kendine özgü perküsyonu eşlik ediyor. İkili bu kayıt için aylarca birlikte prova yaptı; ortaya çıkan sade ama son derece yakın müzikal dil ise Por Ejemplo‘yu bugün hala Uruguay müziğinin temel parçalarından biri yapan ortaklıklardan birine dönüştü.

1 / ANDREA BOCELLI VE DULCE PONTES. 2 / ELISABETH FRASER VE JEFF BUCKLEY.

O Mare E Tu
ANDREA BOCELLI & DULCE PONTES

Bazı düetler iki sesi değil, iki ayrı coğrafyayı bir araya getiriyor. Andrea Bocelli ile Portekizli fado sanatçısı Dulce Pontes’i Sogno albümünde buluşturan O Mare E Tu (Deniz ve Sen) tam olarak böyle bir şarkı: Napoli’nin sıcak, dramatik dünyasıyla Portekiz’in melankolik fado geleneği, ikisini birbirine bağlayan denizin etrafında buluşuyor. Enzo Gragnaniello’nun bestelediği şarkıda Bocelli Napoli lehçesiyle, Pontes ise Portekizce söylüyor; diller değişse de hikaye aynı kalıyor. “Deniz ve sen olmasaydınız, ben de olmazdım” fikri, şarkının romantizmini kozmik bir boyuta taşıyor.

ALL FLOWERS IN TIME BEND TOWARDS THE SUN
ELIZABETH FRASER & JEFF BUCKLEY

Elizabeth Fraser ile Jeff Buckley’nin 1990’ların ortasındaki tutkulu ilişkileri sırasında kaydettikleri bu parça, profesyonel bir stüdyo düetinden çok, iki sevgilinin bir garajda mikrofonu birbirine uzattığı hissini veriyor. Tamamlanmamış ve resm olarak yayımlanmamış bir demo olmasına rağmen, yıllar içinde hayranlar arasında elden ele dolaşarak Buckley’nin en sevilen gizli kayıtlarından birine dönüştü. Fraser’ın kahkahasının bile kayda kattığı o ham, kusurlu hava ise şarkının asıl güzelliği: İki olağanüstü müzisyenin kusursuz olmaya çalışmadığı birkaç dakika. Belki tam da bu yüzden bu parça; Fraser ve Buckley’nin ilişkisinin kendisi gibi, kısa, mahrem ve sonsuz.

Yorum yazın