TOP
Yoko Ono İstanbul'da

JOHN LENNON’I UNUTUN!

Yoko Ono’nun başına gelebilecek en iyi şey belki de Beatles’dan altmış yıl sonra yaşandı. Çünkü sonunda insanlar onu John Lennon’ın hayatındaki kadın olarak değil, çağdaş sanatın yönünü değiştiren isimlerden biri olarak konuşmaya başladı.

Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki İçses ve İçyapı sergisi de tam olarak bu yüzden önemli. Türkiye’de bugüne kadar gerçekleştirilen en kapsamlı Yoko Ono seçkisi, sanatçının yaklaşık yetmiş yıla yayılan üretiminden 67 işi İstanbul’da bir araya getiriyor; ama bunu kronolojik bir retrospektif gibi değil, ziyaretçiyi de hikâyenin içine alan yaşayan bir deneyim olarak kurguluyor.

Bir şeyi hemen söyleyelim: Bu sergide “bakıp geçmek” pek mümkün değil. Yoko Ono sizden sürekli bir şey yapmanızı istiyor. Bir merdivene tırmanıp gökyüzünü izlemenizi… Bir dileği bir ağacın dallarına bırakmanızı… Beyaz taşlarla satranç oynamanızı… Kırılmış bir şeyi birlikte onarmanızı… Ve tam da bu yüzden sergiden çıktığınızda aklınızda tek tek eser adlarından çok, onların sizde bıraktığı his kalıyor.

Yine de bazı işler var ki Yoko Ono’nun sanat dilini tek başına özetlemeye yetiyor. Sky Ladders (Gökyüzü Merdivenleri), göğe ulaşmanın fiziksel değil zihinsel bir eylem olduğunu fısıldayan şiirsel bir davet gibi. Wish Tree, dünyanın dört bir yanında milyonlarca insanın dileklerini taşıyan yaşayan bir enstalasyon; İstanbul’da da ziyaretçilerin notlarıyla her gün biraz daha büyüyor. Ve belki de en zekice işlerden biri olan Play It By Trust, tamamen beyaz satranç taşlarıyla oynanıyor. Rakibinizin taşları ile sizinkileri ayırt edemediğiniz zaman, oyun kazanma stratejisinden çok güven ve empati üzerine bir düşünce deneyine dönüşüyor.

Bugün “immersive” diye pazarlanan sergilerin çoğu etkileyici dekorlar kuruyor. Yoko Ono ise bundan altmış yıl önce çok daha radikal bir soru sormuştu: “İzleyici sanat eserinin kendisi olabilir mi?” 1960’larda Fluxus hareketi içinde geliştirdiği talimat temelli işleri, performansları ve katılımcı enstalasyonlarıyla bu fikrin öncülerinden biri oldu. Bugün müzelerde son derece doğal karşıladığımız pek çok deneyim, onun döneminde “Bu sanat mı şimdi?” diye alaya alınıyordu. Zaman ise kimin haklı olduğunu gösterdi.

İstanbul’daki sergiyi değerli kılan bir başka ayrıntı da bu. İçses ve İçyapı, dünyayı dolaşan standart bir paket sergi değil. Yoko Ono’nun stüdyosu Studio One, İspanya’daki MUSAC ve Sakıp Sabancı Müzesi’nin birlikte geliştirdiği; Atlı Köşk’ün mimarisine, galerilerine ve Boğaz’a bakan bahçesine göre yeniden şekillenen özgün bir proje. Küratoryal ekipte Yoko Ono’nun uzun yıllardır birlikte çalıştığı Jon Hendricks ve Connor Monahan’ın yanı sıra MUSAC Direktörü Álvaro Rodríguez Fominaya ile SSM Müdürü Ahu Antmen yer alıyor.

Antmen’in sergi için söylediği gibi, mesele popüler kültürün yarattığı Yoko Ono imajını tekrar etmek değil; onu kavramsal sanatın, performans sanatının, Fluxus’un ve katılımcı sanatın en belirleyici figürlerinden biri olarak yeniden okumak.

Belki de bu yüzden İçses ve İçyapı, sadece bir sergi değil; hızla kutuplaşan, birbirini dinlemeyi unutan bir dünyaya yazılmış zarif bir karşı öneri. Çıkışta kendinizi, bir sanat eserini hatırlamaktan çok bir duyguyu hatırlarken bulabilirsiniz.

Ve bu, tam da Yoko Ono’nun istediği şey!

Yoko Ono: Insound and Instructure
25 Haziran – 27 Aralık 2026
Sakıp Sabancı Müzesi

Yoko Ono kimdir?
https://en.wikipedia.org/wiki/Yoko_Ono

Yoko Ono’nun yaşamını ve sanatsal üretimini takip etmek için: @yokoono

Yorum yazın